Özel Hukuk

MİRAS SÖZLEŞMESİ

Miras Sözleşmelerinin Kurulması ve İptali

Mirasbırakanın, ölümünden sonra hüküm ifade etmesini istediği iradesini açıklarken, kanunen uygulamak zorunda olduğu tahdidi usuller vardır. Bu usuller, vasiyetname (MK 532 vd) ve miras sözleşmesi (MK 454) olmak üzere iki türlüdür. Bu makalemizde, miras sözleşmesini (olumlu miras sözleşmesi) ele alacağız.

Miras sözleşmesi, sözleşme olması niteliği gereği, iki taraflı hukuki işlemdir. Miras sözleşmesi iki taraflı bir hukuki işlem olduğundan dolayı, kanunda gösterilen istisnalar dışında tek taraflı olarak dönülemez.

Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir kısmında miras sözleşmesi ile tasarrufta bulunabilir. Bununla, mirasbırakan mirasını veya belirli bir malını sözleşme yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir (MK 527). Mirasbırakan her ne kadar mirasını veya belirli bir malını sözleşme yaptığı kişiye ya da üçüncu kişiye bırakma yükümlülüğü altına girse de, malvarlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir; ancak miras sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir. Hükümden de anlaşılacağı üzere miras sözleşmeleri içerik yönünden üçe ayrılır.

Bunlardan ilki, mirasçı atama sözleşmesidir. Burada mirasbırakan, mirasının tamamı veya belli bir oranı için bir veya birden çok kişiyi mirasçı atar. Yani bir kişinin, mirasın tamamını veya belli oranını almasını içeren her tasarruf, mirasçı ataması sayılır.

Bunlardan ikincisi, vasiyet sözleşmesidir. Burada mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir. Belirli mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağışlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan kurtulmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi suretiyle de olabilir. Mirasbırakan vasiyet sözleşmesi ile karşı taraf lehine kazandırmada bulunmakta yani onu vasiyet alacaklısı (musaleh) yapmaktadır.

Bunlardan üçüncüsü ise, üçüncü kişi yararına miras sözleşmesidir. Bu halde, mirasbırakan, karşı tarafla yaptığı miras sözleşmesiyle, üçüncü bir kişiyi mirasçı atamakta ya da vasiyet alacaklısı yapmaktadır.

MİRAS SÖZLEŞMESİNİN TÜRLERİ

Bir Taraflı ve İki Taraflı Miras Sözleşmeleri

Taraflardan sadece birisi terekesi üzerinde tasarrufta bulunmaktaysa, miras sözleşmesi bir taraflıdır. Bu tür miras sözleşmelerinde karşı taraf ya sadece miras bırakanın irade açıklamasını kabul etmektedir, ya da sağlararası borç altına girmektedir. Bu son halde, miras sözleşmesi ivazlı niteliğini alır, yoksa yapılan işlem iki taraflı miras sözleşmesi olmaz.Örneğin, miras sözleşmesi yapılması karşılığında 15 bin TL vermek.

Her iki tarafında da terekesi üzerinde bağlayıcı ölüme bağlı tasarrufta bulunduğu miras sözleşmesi ise, iki taraflı miras sözleşmesidir. Miras sözleşmesinin iki taraflı olması için her iki tarafında yaptığı tasarrufun bağlayıcı olması gerekir. Bu sebeple, taraflardan birinin yaptığı tasarruf, miras sözleşmesinin bağlayıcı olmayan içeriğini oluşturmaktaysa, miras sözleşmesi yine bir taraflı olur. Örneğin, mirasbırakanın A’yı terekesi için mirasçı atadığı miras sözleşmesinde, A da kendi terekesi için vasiyeti yerine getirme görevlisi atarsa, A’nın tasarrufu bağlayıcı olmayan bir tasarruf olduğu içi, miras sözleşmesi yine bir taraflıdır. İki taraflı miras sözleşmesinden bahsedebilmek için, tarafların muhakkak birbirleri lehine ölüme bağlı tasarrufta bulunmaları gerekmez. Bağlayıcı olması şartıyla, tarafların üçüncü kişi lehine de miras sözleşmeleri yapmaları mümkündür.

Kısaca, tek tarafın terekesi üzerinde tasarrufta bulunduğu miras sözleşmelerine bir taraflı (tek taraflı) miras sözleşmesi; iki tarafın da karşılıklı olarak terekeleri üzerinde bağlayıcı ölüme bağlı tasarrufta bulunmaları halinde iki taraflı miras sözleşmesi denilmektedir.

İvazlı ve İvazsız Miras Sözleşmeleri

İvazsız miras sözleşmesinde, taraflardan biri mirasbırakan sıfatıyla ölüme bağlı tasarrufta bulunurken, karşı taraf mirasbırakanın iradesini kabul etmekte, kendisi herhangi bir sağlararası borç altına girmemektedir.

İvazlı miras sözleşmesinde ise, mirasbırakanın yaptığı ölüme bağlı tasarruf karşılığında karşı taraf sağlararası borç altına girmektedir. Örneğin, mirasçı atanan kimse, bunun karşılığında mirasbırakana sağlığında 20 bin TL vermektedir.

MİRAS SÖZLEŞMESİ YAPMA EHLİYETİ

Miras sözleşmesi yapma ehliyetini, ölüme bağlı tasarrufta bulunan kimse ile ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan karşı taraf yönünden ayrı ayrı inceleyeceğiz.

Ölüme Bağlı Tasarrufta Bulunan Tarafın Ehliyeti

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 503. maddeye göre,” Miras sözleşmesi yapabilmek için, ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, kısıtlı bulunmamak gerekir”. Miras sözleşmesi yapma ehliyeti şartlarını inceleyecek olursak; miras sözleşmesi yapma ehliyeti için ölüme bağlı tasarrufta bulunan kişinin yani miras bırakanın taşıması gereken şartlar aşağıdaki gibidir:

  • Miras sözleşmesi yapacak kişinin ayırt etme gücüne sahip olması,
  • Miras sözleşmesi yapacak kişinin ergin olması,
  • Miras sözleşmesi yapacak kişinin kısıtlı olmaması.
    Bu hükme göre sadece tam ehliyetli olan kişiler miras sözleşmesi yapabilmektedir. Bu hüküm miras sözleşmesinin iki taraflı olması halinde, her iki tarafa da uygulanır. Yani miras sözleşmesinde taraflar karşılıklı olarak bağlayıcı tasarrufta bulunuyorsa, bu ehliyet şartları her iki taraf içinde aranacaktır.

Ölüme Bağlı Tasarrufta Bulunmayan Tarafın Ehliyeti

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 503. maddesinde sadece ölüme bağlı tasarrufta bulunan tarafın ehliyeti düzenlenmiştir. Bu durumda miras sözleşmesi ile sadece taraflardan biri ölüme bağlı tasarrufta bulunuyorsa (bir taraflı miras sözleşmesi) diğer taraf genel ehliyet kurallarına tabi olur. Buna göre,

  • Karşı taraf ehliyetli ise, ister miras sözleşmesini kendisi yapar isterse temsilciden yararlanabilir.
  • Karşı taraf ehliyetsiz ise, sözleşmeyi, genel kurallara göre, onun yasal temsilcisi yapar. Ancak tam ehliyetsiz vesayet altındaysa MK 463 b.5’e göre sulh ve asliye hukuk mahkemelerinin (vesayet ve denetim makamının) izni gerekir.
  • Karşı taraf sınırlı ehliyetsiz ise, ivazlı miras sözleşmelerinde, yasal temsilcilerinin rızası ile sözleşme yapabilir ya da yasal temsilcisi onun adına yapar. Sınırlı ehliyetsizin vesayet altındaysa, vasisinin rızanı yanında, MK 463 b.5’e göre sulh ve asliye hukuk mahkemelerinin (vesayet ve denetim makamının) izni gerekir. Yapılan miras sözleşmesi ivazlı değil ise (ivazsızsa), karşılıksız kazanma söz konusu olduğu için, MK 16/1 hükmü gereği, yasal temsilcinin işleme katılmasına gerek yoktur. Sınırlı ehliyetsiz miras sözleşmesini tek başına yapabilir. MK 426 b.2 gereğince, yasal temsilci sınırlı ehliyetsizle bir sözleşme yapacaksa, o zaman sınırlı ehliyetsize kayyım atanması gerekir. Eğer sınırlı ehliyetsiz velayet altındaysa ve sağlararası borç altına giriyorsa, kayyımın işleme katılması yanında miras sözleşmesinin hakim tarafından onaylanması gerekir. Bu hüküm velayet altındaki kimsenin, mirasbırakan sıfatıyla ana ya da babası lehine ölüme bağlı tasarrufta bulunması halinde de örneksemeyle uygulanması yerinde olur.

Taraflardan Birinin Ehliyetsizliğinin Sonuçları

Mirasbırakanın Ehliyetsizliği

TMK 557 b.1’ e göre, mirabırakanın ölümünden sonra ehliyesizliği ileri sürülerek, miras sözleşmesinin iptali istenebilir. Ancak mirasbırakanın sağlığında kendi ehliyetsizliğine dayanarak miras sözleşmesini iptal ettirebilip ettiremeyeceği hakkında kanunda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, doktrinde de tartışmalıdır. Bir görüşe göre, bu mümkün değilken; baskın gelen görüşe göre ise, TMK madde 504 den hareketle mümkün olduğu söylenmektedir. Bunu şu şekilde açıklamaktadırlar;
“TMK madde 504 irade sakatlığı halinde miras sözleşmesinin iptalini düzenlemektedir, daha ağır olan ehliyetsizlik halinde evleviyetle uygulanmaktadır”.

Ölüme Bağlı Tasarrufta Bulunmayan Tarafın Ehliyetsizliği

Miras sözleşmesinde, ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan tarafın ehliyetine, genel hükümler uygulandığından, fiil ehliyetsizliğinin sonuçları da genel hükümlere tabi olacaktır. Buna göre;

  • Ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan taraf tam ehliyetsiz ise, miras sözleşmesi TMK madde 15 uyarınca, kesin hükümsüz olacaktır.
  • Ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan taraf sınırlı ehliyetsiz ise ve ivazlı miras sözleşmesini yasal temsilcisinin iznini almadan yapmışsa, işlem askıdadır. MK 451/2 uyarınca, mirasbırakan sınırlı ehliyetsize yasal temsilcisine beyanda bulunması için süre verir veya başvuru üzerine hakim tarafından uygun süre verilir. Bu verilen süre içinde, yasal temsilci icazet verirse sözleşme geçerli hale gelecektir; icazet vermezse yada süre zarfında susarsa, miras sözleşmesi yapıldığı andan itibaren kesin hükümsüz olacaktır. Bu halde MK 452 uyarınca, ivazlı miras sözleşmesi söz konusu olduğundan, mirasbırakan bir ivaz almışsa bunu geri vermekle yükümlüdür.

MİRAS SÖZLEŞMESİNİN ŞEKLİ

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 545 hükmü uyarınca;”Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar. Buna göre miras sözleşmesinin geçerliliği, MK 532 vd. maddelerindeki resmi vasiyetnameler için öngörülen şekil şartlarına uyulmuş olmasına bağlıdır. Ancak miras sözleşmesi iki taraflı olduğundan dolayı, vasiyetname (tek taraflı) için öngörülen şekil şartlarında bazı farklılıklar söz konusu olacaktır.Miras sözleşmesinde, resmi vasiyetname şekillerinden birine uyulması, sadece ölüme bağlı tasarrufta bulunan taraf için söz konusudur. Bu bakımdan, her iki taraf da terekesinin üzerinde tasarrufta bulunuyorsa (iki taraflı miras sözleşmesi), her ikisinin de beyanlarını resmi vasiyetname şekline uyarak yapması gerekecektir. Buna göre miras sözleşmesi yaparken aşağıda açıklayacağımız şekil şartlarına uyulması gerecektir. Miras sözleşmesinin şekil şartları:
Miras sözleşmesi iki tanığın katılmasıyla resmi memur tarafından düzenlenir. Resmi memur ile kast edilen ise, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer görevlilerdir. Yetkili resmi memura örnek olarak, noter yetkisine sahip mahkeme başkatipleri (yazı işleri müdürü) gösterilebilir. Buna karşılık, noter yetkisine sahip olmayan mahkeme başkatibinin sulh hakimi adına düzenlediği miras sözleşmesinin, hakim tarafından onaylansa bile geçersizdir. Yabancı Ülkerlerdeki Türk konsoloslukları da miras sözleşmesi düzenleme yetkisine sahiptir. Köy muhtarının ise miras sözleşmesi yapma yetkisi ise yoktur.
Taraflar aynı anda resmi memur önünde bulunmalılardır. Ancak ölüme bağlı tasarrufta bulunanın bizzat noter önünde bulunup iradesini açıklaması gerekirken, diğer taraf, tam ehliyetli ve eğer ölüme bağlı tasarrufta bulunmuyorsa, temsilci gönderebilir. Karşı taraf tam ehliyetsizse, onun yerine yasal temsilcisi noter önünde bulunur. Karşı taraf sınırlı ehliyetsizse ve sağlararası ivaz borcu altına giriyorsa, onun ve yasal temsilcisinin aynı anda noter huzunda bulunmaları gerekir.

Mirasbırakan ve karşı taraf, arzularını resmi memura bildirirler. Bu bildirim yazılı veya sözlü olabilir. Bildirme şeklinin bir önemi yoktur. Mirasbırakan, yazılı olarak son arzunusu bildirirse, bu yazının üçüncü kişi tarafından yazılması durumunda, noterin bu metnin mirasçının son arzusuna uygun olduğuna kanaat getirmesi gerekir. Noter, mirasçıya soracağı sorular karşılığında alacağı cevaplara göre bu saptamayı yapabilir.

Bildirim üzerine memur, miras sözleşmesini yazar veya yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir. Ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan tarafın metni öğrenme biçiminin önemli yoktur. O isterse metni bizzat okur, isterse metni noter ya da başka bir kimseye okutur.

Daha sonra miras sözleşmesi mirasbırakan ve diğer tarafça tanıklar önünde imzalanır. MK 545/2, sadece tanıkların önünde imza atılmasını öngördüğü için içeriğin tanıklara açıklanmasına gerek yoktur.

Tarafların imzasını memurun imzası izler. Memur miras sözleşmesini tarih koyarak imzalar. Burada memur ve mirabırakan ile karşı tarafça atılan imzaların el yazısı ile olması şarttır. Bu imza miras sözleşmesinin sonunda bulunur. Miras sözleşmesinin birden fazla sayfası olması halinde, tarafların her sayfayı imzalaması gerekli olmayıp, sadece son sayfayı imzalamaları yeterlidir. Memur ise imzayı ve tarihi tarafların imzasından sonra atacaktır. Memurun imzası kural olarak hemen tarafların imzasının altında olacaktır.

Kanun maddesinde imzalar ile birlikte “ tarih “ belirtilmesini geçerlilik sebebi olarak ifade etmiştir. Bu tarih düzenleme tarihidir. Yani miras sözleşmesinin yapıldığı tarihtir. Tarih, gün, ay ve yılı kapsayacak şekilde anlatılır. Buna karşılık, tarihin, saati de kapsaması gerekmez. Aynı şekilde düzenleme yerinin de gösterilmesine gerek yoktur.

Miras sözleşmesine düzenleme tarihi konulduktan ve imzalar atıldıktan hemen sonra mirasbırakan, miras sözleşmesini okuduğunu, bunun son arzusunu içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder. Karşı tarafın, ölüme bağlı tasarrufta bulunmadığı sürece, böyle bir beyanda bulunmasına gerek yoktur. Çünkü onun imzası, belgenin beyanına uygun olduğuna ilişkin yeterli garanti oluşturur.

Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini miras sözleşmesine yazarak veya yazdırırlar. Tanıkların verecekleri şerh, eğer her iki taraf da ölüme bağlı tasarrufta bulunuyorsa, her iki tarafı da kapsar. Buna karşılık, sadece bir taraf ölüme bağlı tasarrufta bulunuyorsa, şerh sadece onunla ilgili olarak verilir. TBK 534/2 den açıkça anlaşılacağı üzere şerhin muhakkak el yazısıyla olması gerekmez, başkası tarafından veya makine ile yazılabilir. 28.11.1945 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da bu yöndedir.

Kısaca, tanık şerhinin geçerli olması için,
1) Mirasbırakanın, tanıklar önünde miras sözleşmesinin son arzusuna uygun olduğunu beyan ettiğini ve
2) Tanıkların onu ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerini içermesi gerekir. Bunlardan ikisinin ya da birinin şerhte yer almaması, miras sözleşmesini geçersiz kılar.

Buna karşılık, mirasbırakanın, miras sözleşmesini tanıklar önünde okuması gibi bir zorunluluk olmadığı için, miras sözleşmesi tanıklar önünde okunmuş olsa bile, bunun şerhte belirtilmesi gerekmez.

Tanıkların şerhinden sonra her iki tanık tarafından da miras sözleşmesine imza atılması gerekir. Bu imza el yazısıyla atılması gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 15.03.1973 tarih ve 1556/1575 sayılı kararına göre;” Uyuşmazlık konusu vasiyetnamenin tetkikinden anlaşılacağı gibi, noter, vasiyetçinin arzularını tespit edip işlemi tamamladıktan sonra, tanıklar, el yazılarıyla yazılmış olup, vasiyetçinin arzularını belirten belgeyi imzalayıp notere vermişlerdir. Her şeyden önce, bu ifadeler noter tarafından tespit edilmemiş, vasiyetnamenin altına yazılmamış, muhteva noter tarafından tasdik olunmamış, hatta imzalar dahi onaylanmamış olduğuna göre bu yazılar hiçbir suretle vasiyetnameye dahil bir işlem olarak kabul edilmez. Kaldı ki, şahit beyanlarının, notere ne suretle ve ne zaman tevdi edildiği bile belli değildir. Bu bakımdan vasiyetname usulüne uygun olarak düzenlenmemiştir”. Karardan da anlaşılacağı üzere, tanıkların şerhi noter huzunda (memur) verip, bunu yine noter huzurunda imzalamaları geçerlilik şartıdır.

Miras Sözleşmesi Yapılmasına Memur ve Tanık Olarak Katılamayacak Kişiler

Türk Medeni Kanunu’nun 536. maddesinde düzenlemeye katılma yasağının (mutlak katılma yasağı) kapsamında olan kişiler sayılmıştır. Buna göre;

  • Fiil ehliyeti bulunmayanlar,
  • Bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklı olanlar,
  • Okur yazar olmayanlar,
  • Mirasbırakanın eşi, altsoy ve üstsoy kan hısımları,
  • Mirasbırakanın kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, miras sözleşmesinin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.

Türk Medeni Kanunu’nun 536. maddesi alt ve üst soy bakımından bir sınırlama yapmamıştır. Ayrıca evlatlık ve evlat edineni, miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılması yasak kişiler arasında saymamış olmasına rağmen, yasağın bunlar yönünden de geçerli olması gerekir. Eşlerin, birbirlerinin yapmış oldukları miras sözleşmesine katılma yasağı, evlilik devam ettiği sürece vardır. Boşanma ya da evliliğin iptalinden sonra bu yasak kalkar.

Yukarıda saydığımız kişilerin, miras sözleşmelerine katılmaları, miras sözleşmesinin iptal edilmesi sonucunu doğuracaktır (MK 557).

Miras Sözleşmesiyle Kimler Lehine Kazandırmada Bulunulamaz ?
Medeni Kanunu’nun 536. Maddesinin 2. Fıkrasında ise başka bir yasaklama vardır. Buna göre, “Düzenlemeye katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ise kazandırmada bulunamaz”.
Yani mirasbırakan ;

  • Miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan memura,
  • Miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan tanıklara,
  • Miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan memurun altsoy ve üstsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine,
  • Miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan tanıkların altsoy ve üstsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine, kazandırmada bulunamaz.

Miras bırakan şayet bu kişilerin lehine bir kazandırmada bulunursa, TMK 558. Madde 3. Fıkra gereği, bütün miras sözleşmesi değil, sadece söz konusu kişiler lehine yapılmış olan ölüme bağlı tasarrufların iptali gerekecektir.

MİRAS SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ

İptal Sebepleri

Miras sözleşmesinin İptal sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 557. maddesinde sayılmıştır. Bu maddede bulunan sebeplerden en az birinin mevcut olması halinde miras sözleşmesinin iptali mümkündür. Ancak maddede olmayan bir sebebe dayanılarak miras sözleşmesinin iptali söz konusu değildir.
Aşağıdaki sebeplerle vasiyetnamenin iptali için dava açılabilir:

  • Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,
  • Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,
  • Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırı ise,
  • Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.
    Yukarıda kısaca sayılan iptal sebeplerini kanun maddelerine dayandırarak aşağıda detaylı şekilde açıklayacağız.

Ehliyetsizlik ( MK 557 b.1)

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 503 maddesinde vasiyetname yapabilme ehliyeti düzenlenmiştir. TMK 557 b.1 uyarınca, “Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı sırada yapılmışsa, iptali için dava açılabilir” . Hükümden açıkça anlaşılacağı üzere, sadece mirasbırakanın tasarruf ehliyeti ile ilgili durumlar iptale konu olacaktır. Karşı tarafın ehliyetsizliğinin söz konusu olması halinde ise BK genel hükümlere gidilecektir. Miras sözleşmesi yapma ehliyeti yukarıda detaylı olarak açıklanmıştır. Yukarıdaki açıklamamızı özetleyecek olursak;

  • Miras sözleşmesi yapacak kişinin ayırt etme gücüne sahip olmaması
  • Miras sözleşmesi yapacak kişinin ergin olmaması,
  • Miras sözleşmesi yapacak kişinin kısıtlı olmaması, hallerinde miras sözleşmesinin “mirasbırakanın ehliyetsizliği” nedeniyle iptali istenebilecektir.

Mirasbırakanın ehliyet durumunun doktor raporu ile kanıtlanması esastır. Mahkemece, davacıdan murisin miras sözleşmesi düzenleme tarihindeki sağlık durumunu gösterir hastane kayıt, reçete, rapor, sağlık karnesi vs. gibi delilleri re’sen sorulup istenerek, raporlar celp edildikten sonra, miras sözleşmesinin tanzim tarihinde murisin hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucu uyarınca bir karar verilmelidir.

İrade sakatlığı ( MK 557 b.2 )

TMK. nun 557. maddesinde miras sözleşmesinin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması halinde geçersiz olacağı belirtilmiştir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır (TMK madde 504). Mirasçının ölümünden sonra miras ile ilgili kişilerin iptal davası açmalarını da hukuken imkan kalmaz. TMK. 504. maddede belirtilen bu süre hak düşürücü süredir. Hata, hile, tehdit veya cebre uğrayan mirasçı, sonradan miras sözleşmesini açık veya zımmi olarak onaylamış veya kabul etmişse, bu takdirde , artık iptal davası açılamaz.

Yanılma (Hata)

Miras sözleşmesi iki taraflı bir hukuki işlem olduğundan, korunması gereken bir muhatap vardır. Bunun sonucundaysa, karşı tarafın beyana güveninin korunması gerekir. Mirasbırakanın adi saik hatasına dayanarak, miras sözleşmesinin iptal edilmesi, güven prensibi ile bağdaşmaz. Bu yüzden miras sözleşmelerinde, hata sebebiyle iptal için her iki taraf yönünden de hatanın BK anlamında esaslı olması gerekir. Yani hata esaslı değilse, miras sözleşmesinin “hata” sebebiyle iptali söz konusu olmayacaktır.

Hile (Aldatma)

Burada aldatmadan kasıt, taraflardan birisinin karşı tarafın veya üçüncü kişinin davranışı neticesinde saikte yanılmasıdır.
Miras sözleşmesinde hile sebebiyle iptalde BK 36 uygulanır. Böyle olunca da karşı tarafın aldatması sonucu sözleşme yapılmışsa, yanılma esaslı olmasa bile, mirasbırakan sözleşmeyle bağlı olmaz. Bununla birlikte hem mirasbırakan hem de karşı tarafın miras sözleşmesini üçüncü kişinin hilesi sebebiyle iptal edilebilmesi için, lehine hile yapılananın bunu bilmesi gerekir.

İkrah (Korkutma veya Zorlama)

Medeni Kanun madde 557 b.2, ikrahı, korkutma veya zorlama olarak ifade etmiştir. İkrah, maddi ve manevi baskı yaratarak kişinin irade serbestisini ihlal etmek suretiyle gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunma- işlem yapma -zorunluluğunda bırakan davranış şeklidir. İkrah nedeniyle hukuki işlemin geçersiz olması için haksız ve hukuka aykırı tehdit vre cebir nedeniyle kişilerin canı, namusu, şahsı, malı ve hürriyeti tehlike altında bulunmalıdır. Yani korkutma yada zorlama ile miras sözleşmesi yapılması arasında illiyet bağı bulunması gerekir.

Miras sözleşmenin korkutma ya da zorlama ile iptali için miras sözleşmesinin her iki tarafı yönünden de BK 37 ve 38’in şartlarının bulunması gerekir. Bu nedenle, taraflardan biri, diğerinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşme ile bağlı değildir. Ancak korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilebilecek durumda değil ise, miras sözleşmesi iptal edilince BK 37/2 ‘ye uygun bir tazminat ödenmelidir.

Kokutmanın koşulları ise şöyledir; Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı menfaat sağlamış olması halinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.

Medeni Kanun madde 504/1’e göre, “Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır”. Hükümden de anlaşılacağı gibi, mirasbırakan, sağlığında hata yada hileyi öğrendiğinden veya korkutma yada zorlamanın etkisinden kurtulduktan sonra bir yıl içinde miras sözleşmesinden dönmezse, miras sözleşmesi geçerli sayılır. Mirasçılar ise mirasçının iradesinin sakalanması sebebine dayanarak iptalini isteyemezler.

O halde, mirasçıların mirasbırakanın ölümünden sonra irade sakatlığına dayanarak dava açabilmeleri için;

  • Mirasbırakan sağlığında hata veya hileyi öğrenmemiş olacak veya korkutma ve zorlamanın etkisinden kurtulamamış olması; ya da
  • Öğrenmiş veya etkisinden kurtulmuş olmasına rağmen bir yıl dolmadan ölmüş olması gerekir.

İrade sakatlığı sebebiyle miras sözleşmesinden dönmek (geri almak) isteyen mirasçının ne yapması gerekiyor?
Bunun net bir yanıtı olmamakla birlikte çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bir fikre göre, mirasbırakan bir vasiyetname yaparak miras sözleşmesini ortadan kaldırabilir. İkinci fikre göre, mirasbırakan hem vasiyetname yapmalı hemde, BK 39’un örneklemeyle uygulanması sonucu iptal edildiğini karşı tarafa bildirebilir. Diğer bir fikir ise, mirasbırakanın yenilik doğuran bir dava açarak miras sözleşmesine mahkeme kararı ile geçmişe etkili olarak son vermesidir. Son görüşe göre de, mirasbırakanın BK 39 ‘a göre miras sözleşmesini iptal ettiğini karşı tarafa bildirmesi yeterlidir.

Tasarrufun İçeriği, Bağlandığı Koşullar veya Yüklemeler Hukuka veya Ahlaka Aykırı Olması ( MK 557 b.3)

Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir kısmında miras sözleşmesi ile tasarrufta bulunabilir. Mirasbırakanın üzerinde tasarruf etmediği kısım ise yasal mirasçılara geçer. Hiç yasal mirasçılarının bulunmaması halinde ise bu kısım Devlete kalacaktır.
Mirasbırakan miras sözleşmesini koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul ve yükümlülüklerin yerine getirilmesini isteyebilir. Ancak hukuka ve ahlaka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.
Medeni Kanun 557 b.3 anlamında ahlaka aykırılıktan söz edebilmek için, sadece ölüme bağlı tasarrufla güdülen saikin ahlaka aykırı olması yeterli değildir; ölüme bağlı kazandırmanın kendisinin ahlaka aykırı olması gerekir. Ölüme bağlı kazandırmanın niteliğinin ahlaka aykırı olması açısından, mirasbırakanın bunu önceden görmüş ve tasvip etmiş olup olmamasının önemi yoktur.
Örneğin, mirasbırakanın, mirasçının eşinden boşanması veya evlenmemesi koşuluyla yapılan miras sözleşmesinin iptali istenebilir.

Şekil Noksanlığı ( MK 557 b.4)

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 545 hükmü uyarınca;”Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar”. Buna göre miras sözleşmesinin geçerliliği, MK 532 vd. maddelerindeki resmi vasiyetnameler için öngörülen şekil şartlarına uyulmuş olmasına bağlıdır. Ancak miras sözleşmesi iki taraflı olduğundan dolayı, vasiyetname (tek taraflı) için öngörülen şekil şartlarında bazı farklılıklar söz konusu olacaktır. Yukarıda ayrıntılı olarak miras sözleşmesinin yapılmasında dikkat edilmesi gereken şekil şartlarını açıklamıştık. Yukarıdaki açıklamalarımıza atıf yaparak, aşağıda bazı örnekler vereceğiz.

Buna göre,

Mirasbırakanın, karşı tarafın, memurun ve tanıkların imzalarının el yazısı olmaması,

Tanıkların miras sözleşmesine şerh düşmemesi,

Tanıkların şerhte bulunması gereken ifadelere yer vermemesi,

İki tanık yerine tek tanık bulunması halinde,

Miras sözleşmesinde düzenleme tarihi belirtilmemişse,

Türk Medeni Kanunu’nun 536. maddesinde düzenlemeye katılma yasağının(mutlak katılma yasağı) kapsamında olan kişiler sayılmıştır. Buna göre; fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklı olanlar, okur yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, altsoy ve üstsoy kan hısımları, mirasbırakanın kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, miras sözleşmesinin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar. Bunların miras sözleşmesinin düzenlenmesine tanık veya memur olarak katımları halinde, sözleşmenin şekil noksanlığı nedeniyle iptali mümkün olabilecektir.

Medeni Kanunu’nun 536. Maddesinin 2. Fıkrasında ise başka bir yasaklama vardır. Buna göre, “Miras sözleşmesinin düzenlemesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o miras sözleşmesi ile ise kazandırmada bulunamaz”. Yani mirasbırakan; miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan memura miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan tanıklara, miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan memurun altsoy ve üstsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine, miras sözleşmesinin düzenlenmesine katılan tanıkların altsoy ve üstsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine, kazandırmada bulunamaz. Miras bırakan şayet bu kişilerin lehine bir kazandırmada bulunursa, TMK 558. Madde 3. Fıkra gereği, bütün miras sözleşmesinin değil, sadece söz konusu kişiler lehine yapılmış olan ölüme bağlı tasarrufların iptali gerekecektir.

Karar

TMK madde 557 de sayılan ve yukarıda açıkladığımız dört sebepten biri ile sakat olan ölüme bağlı tasarruf kendiliğinden hükümsüz olmaz. Onun hüküm doğurması istenmiyorsa, iptal davasının açılması gerekir.

Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin, Esas: 2015/ 9476 Karar: 2016 / 9176 sayılı kararı;

“Bu iptal sebepleri dışında başka bir sebepten ölüme bağlı tasarrufun iptaline karar verilebilmesi mümkün değildir. Bunun yanında; hâkim iptal sebebiyle bağlı olup, örneğin sadece esasa ilişkin sebeplere dayanılarak iptal davası açılmışsa, şekle ilişkin iptal sebeplerini inceleyemez”.
Yargıtay kararı uyarınca, iptal davasında hakim taleple bağlıdır. Yani şekil noksanlığı yönünden iptali talep edilmişse, hakim ehliyetsizlik sebebiyle vasiyetnamenin iptaline kararveremez.

Miras sözleşmesinin birden fazla sebebe dayanılarak iptalinin istendiği durumlarda, Mahkeme tarafından her sebebin değerlendirmesi gerekir. Aksi halde alınan karar Yargıtay tarafından bozmaya konu edilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Miras Sözleşmesinin iptali davalarında görevli mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesidir. Miras Sözleşmesinin iptali davası, bu davanın açılmasında yetkili olan miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde açılmalıdır.

İptal Davasının Tarafları

Davacı: MK 558 hükmü uyarınca; İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya lehine tasarrufta bulunulan kişi tarafından açılabilir. Bu durumda davacı, ölüme bağlı tasarrufun iptalinde menfaati olan mirasçı veya ölüme bağlı tasarruf alacaklısı olabilir.

Davalı: İptali istenen ölüme bağlı tasarrufta, davacı aleyhine bir miras hukuku menfaati elde eden kişidir. Bu atanan mirasçı, tasarruf alacaklısı olabilir.

Süre

Bir yıllık süre

Türk Medeni Kanunu’nun 559.maddesi gereği, iptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebeplerini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl geçmekle düşer.

İptal davası mirasbırakanın sağlığında açılmayacağı için, dava açma hakkı olan kişi, bütün bu sayılan hususları, mirasbırakanın sağlığında öğrenmiş olsa bile, süre mirasbırakanın ölümünden önce işlemeye başlamaz.

On yıllık süre

Davalının iyi niyetli olması hali için ön görülmüş olan on yıllık sürenin başlangıcı, vasiyetnamenin açıldığı andır.

Yirmi yıllık süre

Davalının iyi niyetli olamaması hali için ön görülmüş olan yirmi yıllık sürenin başlangıcı da, vasiyetnamenin açıldığı andır.

Sınırsız defi hakkı

Türk Medeni Kanunu’nun 559. Maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, hükümsüzlük defi yoluyla her zaman ileri sürülebilir. Yani iptal davası açılmamış olan hallerde, karşı tarafın ölüme bağlı tasarrufunun ifası için açtığı davada, ölüme bağlı tasarrufun sakatlığının defi olarak ileri sürülmesini süreye bağlı olmaksızın öngörmüştür. Ancak daimi defi hakkının kullanılmasının bir şartı vardır ki o da sakat olan ölüme bağlı tasarrufun ifa edilmemiş olmasıdır. Eğer ölüme bağlı tasarruf ifa edilmişse, sakatlığın defi olarak ileri sürülmesiyle ifa edilen şey geri alınmaz; süresi içinde iptal davası açılması gerekir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makeleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dikkatinizi Çekebilir!
Kapalı