Kamu Hukuku

Tutuklama Sebepleri

Ceza Muhakemesinde Tutuklama

2709 sayılı Kanunun 38 inci maddesi 4 üncü fıkrasında bulunan ”Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”  ibaresi, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin dayanağını teşkil etmektedir. Buna hukuk biliminde ”masumiyet karinesi” denilmektedir. Buna karşın 19 uncu maddenin 3 üncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin tutuklanabileceği öngörülmüştür. Bunun sebebi tutuklama kavramının ceza hukuku kapsamında bir cezalandırma yolu değil de, bir tedbir yolu olarak kabul görmesidir. Bu yazımda ”tutuklama” kavramı niteliğini ve sebeplerini inceleyeceğim.

Tutuklama” kavramı ceza muhakemesinde, kesin hükümle özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûmiyet söz konusu değilken, suçu işlediği konusunda kuvvetli şüphe bulunan sanığın yargıç kararıyla özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Tutuklamanın amacı genel hatlarıyla, ceza muhakemesinde sanığın hazır bulunmasını sağlamak, delillerin karartılmasını engellemek; tanık, mağdur veya başkalarına baskı yapılacağı yönünde kuvvetli şüphe ya da olası bir özgürlüğü bağlayıcı cezanın yerine getirilmesini olanak sağlamaktır. Bu kapsamda ”tutuklama” bir ceza yöntemi değil, önlem niteliğindedir. Buna karşın ne yazık ki, ülkemizde yargı sisteminin ağırlığı ve işlemlerin yavaş gerçekleşmesi sebebiyle, söz konusu amacını aşmaktadır.

Anayasamızın 19 uncu maddesine dayanarak Ceza Muhakemesi Kanunu 100 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen tutuklama; 100 üncü maddede düzenlenen koşulların gerçekleşmesi ile, 101 inci madde hükmü uyarınca verilen karar ile söz konusu olabilecektir. Belirttiğim üzere ”tutuklama” kavramı, cezalandırma değil önlemdir. Bunun dolayısıyla tutuklamaya maruz kalan bireyin suçlu olup olmadığı kesinlik teşkil etmemektedir. Buna paralel olarak aleyhine tutuklama kararı verilen bireyin, suçlu olmaması durumunda, maddi manevi zararı söz konusu olacak ve bu zararını devletten tazmin edebilecektir. Bu hususta ki yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Ceza Muhakemesi Kanunu 100 üncü maddesi ilk fıkrasında tutuklamada, şüpheli veya sanığın kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması temel koşulu yer almaktadır. ”Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular” ibaresi, şüpheli yahut sanığın suç işlediğini gösterir doğrultuda yeterli derecede kuşku ve olasılığın mevcudiyetini ifade etmektedir. Tutuklama için gerekli olan ”kuvvetli şüphe” şartı, Ceza Muhakemesi Kanununun 170 inci maddesinde düzenlenen kamu davasının açılmasında aranan toplanan delillerin, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması şartından daha ağır bir şüpheyi teşkil etmesi gerekliliği aşikardır. Bu kapsamda, sanığın yahut şüphelinin, suçu işlediğine ilişkin güçlü suç şüphesi yoksa, suçun ağırlığı önem taşımamakta ve yargılamanın tutuksuz yapılması gerekmektedir. Buna karşın şüpheli yahut sanığın suçu işlediğine ilişkin aleyhine güçlü suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması ise, tutuklamayı zorunlu kılmamaktadır. Kuvvetli şüphenin yanında diğer koşul ve nedenlerden birinin meydana gelmesi gerekmektedir. 100 üncü maddenin ilk fıkrasının son ibaresi uyarınca işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında tutuklama nedenleri gösterilmektedir. Söz konusu nedenler, Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların mevcudiyeti ve  şüpheli veya sanığın davranışları olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu kapsamda şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular ibaresi; şüpheli veya sanığın, tutuklanmaktan ya da ilerde alacağı cezadan kendisini kurtarmak gayesi ile hareket etmesi sonucunda somut olguların meydana gelmesini ifade etmektedir. Örneklendirmek gerekirse, suç teşkil edecek olaydan hemen sonra sanık yahut şüpheli, bulunduğu yeri terk edip gitmiş, izini kaybettirmiş, arandığı halde bulunamamış ise, onun kaçıp saklandığı kabul edilmeli ve tutuklama kararı verilmelidir. Şüpheli veya sanık henüz kaçmamış, ancak kaçacağı şüphesini uyandıran olaylar içindeyse, örneğin, oturduğu yeri değiştirmiş veya pasaport almış ya da araç sağlamaya kalkışmış ise, bu gibi durumlarda, yargıç ya da mahkeme, tutuklama kararı verebilecektir. Burada salt şüphe yeterli olmamakta, şüphe doğrultusunda gerçekleşen samut olayların mevcudiyeti aranmaktadır.

Söz konusu ikinci fıkrada bulunan şüpheli veya sanığın davranışları ibaresi de maddede; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ve tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe olarak ikiye ayrılmıştır. Bu kapsamda delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme hususunda kuvvetli şüphe suçun delillerinin korunması gayesi ile tutuklama sebebi olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte tutuklama kararı için, doğal olarak bu hususta salt kuvvetli şüphe yeterli olmamakta, maddi bir takım vakıaların meydana gelmesi aranmaktadır. Aksi taktirde, sanık yahut şüphelinin kanıtlara zarar verebileceği soyut düşüncesi ile verilen tutuklama kararı, çağdaş ceza hukukuna ve temel hak ve hürriyetlere aykırılık teşkil edecektir. Şüpheli veya sanığın davranışları kapsamında diğer tutuklama sebebi olan başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususunda kuvvetli şüphe ibaresi ise söz konusu baskının mevcudiyeti hususunda şüphe ve bu doğrultuda maddi vakıaların gerçekleşmesini ifade etmektedir. Örneklendirmek gerekirse, şüpheli ve ya sanık, olayla ilgili tanıklarla konuşmaya çalışıyor veya mağdurla görüşme çabalarını gösterir tavırları sergilemesi durumunda, baskının varlığını kabul etmek gerekmektedir. Şüpheli ve sanık ile şerikleri arasında kanuna aykırı uzlaşma ve iştiraklerin önlenmesi için de tutuklama kararı verilebilecektir. Uyuşturucu madde kaçakçısı şüpheli veya sanığın, diğer suç ortaklarıyla telefonda konuşması, toplantı yapması yahut evine gidip görüşmesi durumunda onun, suçu ortaklardan birisinin üzerine yükleyerek, kendisini ya da diğerlerini kurtarmak için, uzlaşmaya çalıştığını kabul etmek ve tutuklama kararı vermek gerekmektedir. Ayrıca konuşma ve görüşmelerin gerçekten bu gayeyi taşıdığını belirlemeye ihtiyaç yoktur.

Son olarak Ceza Muhakemesi Kanunu 100 üncü madde üçüncü fıkrasında belirtilen suçların işlendiği  hususunda  kuvvetli  şüphe  sebeplerinin  varlığı  halinde,  tutuklama  nedeni  var sayılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda şüphe doğrultusunda maddi vakıanın vuku bulması şartı aranmamaktadır. Örneklendirerek açıklamak gerekirse; şüpheli yahut sanığın kasten adam öldürme suçunu işlediği varsayımda, müebbet hapisle yargılanacaktır. Yargılama sırasında yahut öncesinde söz konusu sanık yahut şüphelinin kaçacağına ilişkin somut olgular ortaya çıkabileceği gibi çıkmayabilecektirde. Delilleri etkilemeye çalışabileceği gibi bu durumda ortaya hiç çıkmamış da olabilecektir. Ancak, müebbet hapis cezası ile yargılanacak kişinin fırsat bulduğu takdirde, kaçması, saklanması, delilleri yok etmesi büyük olasılıktır. Henüz somut olgular ortaya çıkmaması sebebiyle, böylesine ağır suçlar için önlem alınmaması düşünülemez. Bununla birlikte şüpheli veya sanığın, suçu işlediğine ilişkin güçlü şüphe nedenlerinin varlığının bulunması şarttır. Hâkim, üçüncü fıkradaki suçlarda şüpheli veya sanığın, suçu işlediğine ilişkin güçlü şüphe nedenlerinin bulunup bulunmadığını inceleyecek, bulunduğu taktirde tutuklama kararı verebilecektir. Kanunda gösterilen söz konusu suçlar şunlardır;

  • 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
    Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
    Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
    3.(Ek: 6/12/2006 –5560/17 md.) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
    İşkence (madde 94, 95)
    Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
    Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
    (Ek: 6/12/2006 –5560/17 md.) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
    Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
    Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
    Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
  • 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
  • 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
  • 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
  • 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
  • 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
  • (Ek: 27/3/2015-6638/14 md.) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
  • (Ek: 27/3/2015-6638/14 ) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar.

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makeleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dikkatinizi Çekebilir!

Close
Close
Close