Kamu Hukuku

Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması ve Durdurulması

Mevzuat kapsamında temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ve durdurulması

Hak ve Özgürlük kavramı yüzyıllar boyunca insan düşüncesini kurcalayan büyük meselelerden biri olmuştur. Bu konuda binlerce cilt kitap yazıldığı gibi yine çok çeşitli tanımlar yapılmıştır. Buna temas eden Montesquieu “Hiçbir kelime yoktur ki hürriyet kelimesi kadar kendisine değişik anlamlar verilmiş ve düşünürlerce çeşitli şekillerde yansımış olsun” ifadeler kullanmıştır. Bu çeşitliliğin sebebi özgürlüğün çok yönlü bir kavram olmasıdır. Kimi, özgürlüğü bağımsızlık olarak, kimisi eşitlik, kimisi özellik ve gizlilik olarak değerlendirmektedir. Değişik siyasal sistemler ve felsefi inançlar hürriyeti çok çeşitli şekillerde tanımlamışlardır. Bu konuda 1789 tarihli İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi: “hürriyet başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir.” Derken, Montesquieu “Hürriyet kanunların izin verdiği şeyleri yapabilmek” olarak tanımlamıştır. J. Barthelemy ise “Hürriyet tarif edilemeyip duyulan şeydir.” diyerek tarif etmeye çalışmıştır. Eski Yunun ve Roma’da özgürlükten anlaşılan, herkesin yasalara ve sadece yasalara uyma mecburiyetidir. Bu konuda Colliard “uygar toplumlarda kişilere, devletçe düzenlenen ve korunan bazı haklar tanınmıştır; bunlar kamu özgürlükleridir.”, Acton ise özgürlüğü: ” herkesin kendisine düşeni yapması ve bunu yaparken; iktidardan, çoğunluktan ve törelerden çekinmemesidir.” olarak açıklamıştır.

Özgürlük tanımı çok çeşitli olduğu gibi hak kelimesi de tartışmalı olup birbiri yerine kullanılabilen kelimelerdir. Hüseyin Nail Kubalı’ya göre: Hak ve Hürriyet tanımı çoğu kez birbiri yerine kullanılabilen iki kelime olup bir hukuki gerçeğin iki yönünü teşkil etmektedir. Hürriyet bir haktır ve hak hürriyetle gerçekleşir. Bunlardan biri olmadan diğeri olamaz; gerçekleştirilecek bir hak yoksa, hürriyetin manası olmadığı gibi, hürriyet yoksa haklarında bir manası yoktur. Bu konuda; hak dar kapsamlı ve somutlaşmış, hürriyet ise geniş kapsamlı ve soyut olduğunu belirten yazarlar olduğu gibi; hürriyet kullanılması için başkalarının bir şey yapmasına gerek olmayan pasif durmasının yeterli olduğu, insanın kişisel davranışını bizzat seçtiği kendi yapısını çizdiği yetki iken; hakların çoğu başkalarına ve topluma olumlu bir davranış kabul ettirme gücüdür.

Tabi hukuk felsefesine göre insanlar; doğuştan gelen, temel vazgeçilmez, kişiliğine bağlı, devredilmez haklara sahiptir. İşte insanların doğuştan sahip oldukları bu haklardan devlet tarafından tanınan ve korunan ve düzenleme altına alınan haklar ve hürriyetler, temel hak ve hürriyetleri ifade etmektedir. İnsan hakları kavramı geniş bir kavramdır, bu kavram : İnsanlara tanınması gereken ideal haklar listesini ifade eder. Bu terim olması gereken, platonik ve hedef bir kavramdır. Temel hak ve hürriyetler bir idealin gerçekleşmiş şeklidir. Yani insan haklarının devlet tarafından tanınmış şeklidir. Bu haklar anayasalar ve kanunlar tarafından kullanılmaya açık, pratik hayata geçirilmiş haklardır. Bu hakların temel hak olarak nitelendirilmesinin sebebi sadece bir kişi veya zümreye değil, herkese verilmiş olmasıdır.

Bireylere, hukuk düzenince bir takım hakların tanınmış olması, bu hakların sınırsızca kullanılabileceği anlamına gelmemektedir. Aslında hürriyetlerin var olabilmesi kişi yönünden pratik bir değer ihtiva edebilmesi için bir takım kayıtlarla çerçevelenmesi, yani tanzim edilmesi gerekmektedir. Çağdaş demokrasilerde bu doğrultuda hürriyetler, toplum yaşamının bozulmamasını sağlamak ve hürriyetlerden herkesin faydalanmasını sağlamak gayesi ile sınırlandırılabilir. İnsan haklarının ‘’mutlak, devredilmez, vazgeçilmez’’ olduğu yönündeki önermeler, tek tek insan haklarından çok, insan hakları kategorisine atıf niteliğindedir. Söz konusu düşünce insan hakları fikrinin küllen reddedilmesinin meşru olmadığı yönündedir.

Gerek anayasalar, gerekse uluslar arası sözleşmeler insan haklarının sınırlandırılabileceğini öngörmektedirler. Nitekim 1961 Anayasası 11. Maddesinde yer alan  “Temel hak ve hürriyetler  Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun  kamu yararı  genel ahlak  kamu düzeni   sosyal adalet ve milli güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz. “ ibareleri, 1982 Anayasası 12. Maddesinde yer alan ‘’ Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.’’ İbareleri, 1950 tarihli İHAS 18. Maddesinde yer alan ‘’ Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.’’ İbareleri, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 29. Maddesinde yer alan ‘’ Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.’’ İbareleri de bu doğrultudadır.

TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN SINIRLANDIRILMASINDA DİKKATE ALINACAK İLKELER

Yukarıda da belirttiğim üzere temel hak ve özgürlüklerin denetimsiz ve aşırı kullanılması kimi zaman diğer temel hak sahiplerinin haklarıyla, kimi zaman ise kamu düzeni ile çatışabilmektedir. Bundan ötürü temel hak ve hürriyetlerin kullanımına sınırlar çizilmeli, bireyin özgürlük isteği ile toplumsal yaşamın gerekleri arasında denge kurulmalıdır. Öte yandan keyfiliğin önlenmesi açısından temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, güvenceli bir sisteme bağlanmalı ve hangi şartlarda ve ölçüt ile sınırlandırılabileceği belirli olmalıdır. Bahsedilen ölçütler sınırlandırmanın sınırları olarak nitelendirilmektedir.

Özgürlük Karinesi

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında ki temel ilkedir. Buna göre esas olan özgürlük, sınırlama ise istisnadır. Söz konusu anlayış kanun koyucu ve uygulayıcıya, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında öngörülen sebeplerin son derece dar yorumlanmasını ve sınırlandırmayı haklı gösterecek dolaylı akıl yürütmelere başvurulmamasını öngörmektedir.

İHAS ve 1982 Anayasasında bu ilkeye açıkça yer verilmiş olmasa da, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında aranan ‘’demokratik toplumda zorunlu olma’’ şartı bu anlayışın bir yansımasıdır.

Kanunilik

Temel hak ve hürriyetlere getirilecek sınırlandırmalar her şeyden önce hukuken öngörülmüş ve hukuka uygun yapılmalıdır. Nitekim Türk anayasal düzeninde de temel hakların kanuni bir dayanak olmaksızın idari işlemlerle sınırlandırılması mümkün değildir. Böylelikle, temel hak ve hürriyetlere yürütme organının müdahalesi önlenmiş, sınırlamanın kamuoyu denetimi altında yapılması sağlanmış ve söz konusu sınırlamanın kişilere özgü değil, genel için yapılması güvence altına alınmıştır.

Sınırlamanın Meşru Nedenlere Dayanması

Sınırlamaların keyfiliğe yol açmamasını destekleyen ‘’Sınırlamanın meşru nedenlere dayanması ilkesi’’, temel hak ile ilgili sınırlamaların, ilgili maddelerde gösterilen amaca yönelik olmasını ifade etmektedir. Örneklendirmek gerekirse, bunlardan birkaçı: kamu güvenliği, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, genel ahlak, kamu düzeninin korunmasıdır.

Sınırlamanın Demokratik Toplum Düzenine Uygun Olması

Temel hak ve hürriyet üzerinde yapılacak sınırlamalar, demokratik toplum düzenine aykırılık teşkil etmemelidir. Buradaki demokratik toplum düzeni kavramı, İHAM kararları ve Anayasa Mahkemesi kararlarına paralel olarak birtakım niteliklerin bir arada bulunmasına bağlıdır. Bunlar temel olarak;

  • Etkin siyasal makamların seçimle işbaşına gelmesi,
  • Çoğulculuk anlayışı,
  • Hoşgörü ve açık fikirlilik,
  • İfade özgürlüğü,
  • Din ve vicdan özgürlüğü,
  • Azınlıkta kalan fikirlerin ifade imkanı bulması,
  • Muhalefetin iktidar olabilme şansının bulunmasıdır.

Bu kapsamda demokratik toplum düzeni niteliklerine aykırılık teşkil eden sınırlamalar, söz konusu ilkeye aykırılık teşkil edecektir.

Ölçülülük

Bu yaklaşım, temel hak ve hürriyete uygulanacak sınırlamanın demokratik toplum açısından zorunlu bir ihtiyaca dayanmasını ve uygulanacak tedbirin söz konusu ihtiyaç ölçüsünde olmasını ifade etmektedir.

Esasen ilke ile, daha az sınırlayıcı yahut daha hafif tedbirler ile sınırlama amacına ulaşılması mümkün olduğu halde, hak ve hürriyetleri daha çok sınırlayan, haklardan yararlanan kişilere daha ağır yükümler getiren keyfi düzenlemelerin önüne geçilmek amaçlanmıştır.

Anayasamıza ölçülülük ilkesi, ilk kez 2001 yılı Anayasa değişikliği ile gelmiş olmasına karşın, Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında ‘’ölçüt’’ kavramını kullanmaktaydı. Bkz. 23 Haziran 1989 K.1989/27

Hakkın Özüne Dokunulmaması

Hakkın özüne dokunmama kavramı, sınırlamanın hiçbir zaman gidemeyeceği noktayı ifade etmektedir. Açıklamak gerekirse söz konusu ilke, bir temel hakkın kullanılmasını son derece zorlaştıran yahut imkansız hale getiren sınırlamaları yasaklamaktadır. Sınırlamanın, temel hakkın kullanılmasını son derece zorlaştırması yahut imkansız hale getirmesi ihtimali, hakkın vazgeçilmez unsuruna, dokunulduğu taktirde hürriyeti anlamsız kılacak asli çekirdeğe dokunulduğu halde söz konusu olacaktır.

1961 Anayasasında yer bulan ilke, 1982 Anayasasının ilk halinde açıkça mevcut değildi. Buna karşın İHAS’ ında kabul ettiği sınırlamanın demokratik toplum düzeni gereklerine uygun olacağı, dolaylı yoldan ölçülülük ilkesini de kapsamaktaydı. Bununla birlikte 2001 yılında yapılan değişiklik ile ilke Anayasamızda yerini almıştır.

TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN DURDURULMASI

Savaş, seferberlik, şiddet olayları, deprem, salgın hastalıklar gibi olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin normal dönemlere nazaran çok daha fazla sınırlandırmalara tabi tutulabilmesi yahut askıya alınabilmesi mümkündür.

İHAS’ın 15. Maddesi hükmünce, taraf devletlerin savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde… durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslar arası hukuktan doğan yükümlülüklere ters düşmemek şartıyla, bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alınabilecektir.

Sözleşme 15. Maddesine paralellik gösteren Anayasamızın 15. Maddesi hükmünde temel hak ve hürriyetlerin olağanüstü hallerde durdurulabilmesi için kimi şartlar öngörülmüştür. Bunlar;

  • Ülkede savaş, seferberlik, sıkıyönetim yahut olağanüstü hallerden biri mevcut olmalıdır.
  • Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemelidir.
  • Ölçülülük ilkesine uyulmalıdır.
  • Anayasada sayılan sert çekirdekli haklara hangi halde olursa olsun dokunulmamalıdır.
  • Savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşam hakkına dokunulamaz,
  • Kişinin maddi manevi varlığının bütününe dokunulamaz,
  • Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlanamaz,
  • Suç ve cezalar geçmişe yürütülemez,
  • Suçluluğu mahkemece saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
Kaynak
Wikisource
Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makeleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dikkatinizi Çekebilir!

Close
Close
Close