Kamu Hukuku

Avukatın Üzerinin Aranması

Mevzuat Işığında Avukatın Üzerinin Aranması Hususu

Avukatlık, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinde, yargı mensubu olarak tanımlanmış, buna paralel olarak özel kanun nitelikli 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 1. maddesinde avukatlığın, kamu hizmeti ve serbest meslek olduğu ve bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiği ifade edilmiştir. Akabinde Avukatlık Kanunu 2. maddesinde ise avukatlığın amacı, hukuki ihtilafların çözümünde adalete hizmet ve temsil olunan kişilerin haklarını korumak olarak gösterilmiştir.

Arama kavramını ise, suç işlenmesini önlemek yahut işlenen suçun failini ve delillerini tespit etmek / bulmak amacıyla uygulanan, Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen “Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması” hakkını kısıtlayan tedbir olarak tanımlamak mümkündür. Bu kapsamda arama, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 9. maddesinde düzenlenen, suçun işlenmesinin önlemesi amacını taşıyan “Önleme Araması” ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116 ila 122. maddelerinde düzenlenen, işlenen suçun failini ve delillerini bulma amacını taşıyan “Adli Arama” olmak üzere iki türde karşımıza çıkmaktadır.

Avukatların aranması hususu, müvekkilinin sırlarını, belgelerini, savunmasını, delillerini taşıyan ve bilen avukatın müvekkilinin savunma hakkını korumak ve savunma ve adil yargılanma hakkına yapılacak dolaylı müdahalelere engel olmak, kendisinin ve özellikle müvekkillerinin özel hayatlarına dolaylı bir şekilde dokunulmasını engellemek, bilinmesi istenmeyen belge, doküman ve sair hususların ortaya çıkmasını önlemek  ile adaletin tesisi noktasında önemli bir görev üstlenen yargının üç temel yapı taşından biri konumunda olan savunmanın itibarsızlaştırılmasının önüne geçmek amacıyla “Avukatlık Faaliyetinin Güvencesi” başlığı altında düzenlenen 16 ve 22 numaralı Havana Kurallarına paralel olarak mevzuatımızda özel olarak düzenlenmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu “avukat bürolarında arama, elkoyma ve postada elkoyma” başlıklı 130. maddesinde, avukatların bürolarında adli arama nitelikli arama hususuna ilişkin özel hükümler yer almakta,  1136 Avukatlık Kanunu “Soruşturmaya yetkili Cumhuriyet Savcısı” başlıklı 58. maddesinde ise Ceza Muhakemesi Kanunu 130. maddesine paralel hükümler yer almakla birlikte, adli arama yahut önleme araması ayrımı yapmaksızın ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzerinin aranamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Avukatın üzerinin aranmasına ilişkin Avukatlık Kanunu 58. maddesi ilk fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.” ibarelerinin tartışmaya yer vermeyecek açıklıkta olduğu ve hükmün adli arama ile önleme araması ayrımı yapmaksızın her ikisini de kapsar nitelikte olduğu aşikardır.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu 58. maddesinde yer alan söz konusu hüküm, avukatlık sıfatından kaynaklanan hususiyet sebebiyle özel kanun – genel kanun prensibi uyarınca, gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 116 ila 122. maddelerinin, gerek 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 9. maddesinin, gerekse 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun 7. maddesinin istisnasını teşkil etmektedir.

Avukatla ilgili söz konusu arama yasağı; elle dıştan veya içten elbiseye temasla, ceketi veya çantayı açtırmak veya ceplerde olanları dışarı çıkarttırmak suretiyle, üzerinin metal dedektör, X-ray cihazı veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilmesi ve sair surette aranmasını kapsamaktadır.

Avukatların üzerinin aranması yasağına ilişkin, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu m.86/3 ile m.116/1’de avukatları kapsayacak biçimde özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle Ceza İnfaz Kurumları istisnai niteliktedir.

Velhasıl kelam, avukatların çeşitli yerlerde üzerlerinin yahut çantalarının aranmasının yasal dayanaktan yoksun olduğunu, buna karşın güvenlik sebebiyle yargı mensupları dahil herkesin üzeri ile eşyasının aranması gerektiği düşünülmekte ise de, konuya ilişkin yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu belirtmek isterim.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makeleler

2 Yorum

  1. Söyledikleriniz teorik olarak doğru olsa da, Çağlayan adliyesinde meydana gelen vahim olay gibi olayların yaşanmaması için çözüm yolu nedir?

    1. Naçizane fikrimce İstanbul Adliyesinde 31 Mart 2015 günü gerçekleşen ve Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın şehâdetine sebep olan vakıa neticesinde,
      yargının kurucu unsurlarından olan savunmayı temsil eden avukatlara potansiyel şüpheli olarak bakılması ayrımcı bir uygulama niteliğindedir. Makalede de belirttiğim üzere güvenlik sebebiyle yargı mensupları dahil herkesin üzeri ile eşyasının aranması gerektiği düşünülmekte ise konuya ilişkin yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla birlikte, idari düzenlemeler ile hakim ve savcıların kişisel alan ve odalarına giriş, randevuya ve izne tabi tutulabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dikkatinizi Çekebilir!

Close
Close
Close