Diğer

Hukukçular İçin Okuma Listesi

Hukukçuların Mutlaka Okuması Gereken Eserler

Hukuk fakültesi öğrenci ve mezunlarının, kendilerini geliştirebilmeleri açısından hukuk kitapları dışında kaynaklardan da faydalanmaları gerekmektedir. Bu mecrada kitap okumanın yararlarını teker teker sıralamanın yersiz olacağı kanaatindeyim. Ancak özellikle ifade etmek isterim ki, yazım ve kendini ifade kabiliyeti ile olaylara farklı perspektiflerden bakabilme yetisinin gelişimi için çeşitli türlerde kitaplar okumanın gerekliliği su götürmez bir gerçektir.

“Hukukçuların okuması gereken kitapları” listelemeye cüret edemem. Nitekim bu liste yıllarca sürecek kolektif bir çalışmanın ürünü olabilir. Ancak daha önce, Hukuku Konu Alan Filmler başlığı altında, hukuk temalı filmleri listelemiştim. Bu içerikte ise, hukuk bilimi ile ilgili kitapları tavsiye niteliğinde liste halinde yayınlayacağım.

Okurlara yardımcı olması dileğiyle…

dava - kafka

  Dava (Franz Kafka)

Franz Kafka tarafından kaleme alınan Dava romanı, bir sabah uyandığında kendisini nedenini anlamadığı bir suç nedeniyle dava edilmiş bulan Josef K. adlı kahramanın absürt durumunun anlatmaktadır.

Suç ve Ceza (Dostoyevski)  Suç ve Ceza (Dostoyevski)

Düştüğü yoksulluk çıkmazında toplum kurallarının bağından kurtulduğuna inanan bir gencin öyküsünü anlatan Suç ve Ceza, okurlarına ahlâkın anlamını sorgutmaktadır.

Dostoyevski’nin yazın hayatının olgunluk döneminde kaleme almış olduğu Suç ve Ceza, Raskolnikov adlı gencin ahlâki hesaplaşması üzerinde yükselmektedir.

bülbülü öldürmek  Bülbülü Öldürmek (Harper Lee)

Harper Lee tarafından kaleme alınan, 1960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyat severlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch’in gözünden anlatmaktadır.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü (Victor Hugo)  Bir İdam Mahkumunun Son Günü (Victor Hugo)

Victor Hugo’nun içerik olarak bu romandaki amacı çok yalın, çok açık: İdam cezasının hem trajik, hem de saçma yanını göstermek.

Bu yapıt, birinci tekil kişi ben ile yazılan romanın ilk örneği. Bir tür zihinsel otopsi olan bu romanda, modern edebiyatın ilk iç monoloğu ile karşılaşıyoruz. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, bir yazınsal yenilik olan Samuel Beckett ve Georges Bataille’ı haber veriyor. Bu da romanın bir başka önemli özelliği. Bataille ve Beckett’i tanıdıktan sonra bu romanı daha iyi kavrıyoruz. İdam Mahkûmunun kendisine ironik bir gözle bir başkası olarak bakışı ise, Victor Hugo’nun Arthur Rimbaud’dan kırk yıl önce ‘Ben Bir Başkasıdır’ düşüncesini yaşamış olduğunu gösteriyor.

Sefiller  Sefiller (Victor Hugo)

Victor Hugo’nun dünya klasiği eseri Sefiller isimli romanında ana karakter Jean Valjean adlı köylünün 1800’lü yılların başlarında geçen maceraları anlatılmaktadır.

19. yüzyılın en büyük eserlerinden biri olarak kabul görmüştür.  

Savunma Saldırıyor (Jaques Verges)  Savunma Saldırıyor (Jacques Verges)

Savunma politikasında her zaman iki yöntem olmuştur: Varolan adalet mekanizmasını kabul eden uyum savunmaları (Dreyfus, Challe) ve yeni bir gerçekliği gözler önüne sermeyi hedefleyen kopuş savunmaları (Sokrates, Dimitrov). Birinciler kafalarını kurtarırken, ikinciler davalarını kazanmışlardır. Davaların, mahkeme salonunun dört duvarı arasında kalmadığı, dünyanın gözleri ve kulakları önünde yer aldığı günümüzde, hem davasını kazanıp hem de kafasını kurtaranların sayısı artmaktadır.

Adalet (Michael Sandel)  Adalet (Michael Sandel)

Adalet, genel adalet konsepti ve ahlakî muhakeme üzerine, klasik dönemden günümüzdekilere kadar başlıca filozofların düşüncelerini tartışmaya açar. Sandel da yorumlarıyla okuyucularının çeşitli çağdaş meselelerle yüzleşmesini sağlar.

Pozitif ayrımcılık, zorunlu askerlik, gelir dağılımı ve gey hakları gibi birçok ahlakî ikileme ahlakî, hukukî ve siyasî açılardan bakarken aslında siyaset felsefesinin temel sorunlarına çözüm arar: kişisel haklar ve toplumun istekleri, eşitlik ve eşitsizlik, ahlak ve hukuk ve nihayetinde adalet.

Adalet Kavramı (Adnan Güriz)  Adalet Kavramı (Adnan Güriz)

17-18 Aralık 1992 günlerinde Türkiye Felsefe Kurumu’nun Alman Kültür Merkezi ile birlikte Ankara’da düzenlediği “Adalet Kavramı Semineri”nde verilen tebliğler bu kitapla okurların ilgisine sunulmuş bulunmaktadır. Değişik tebliğlerde adalet kavramı, klasik ve modern, felsefi ve sosyolojik, teorik ve pratik açılardan ele alınarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir.

Hukukta Adaletsizliği Görmek (Gülriz Uygur)  Hukukta Adaletsizliği Görmek (Gülriz Uygur)

Masum olmayan bir dünyada yaşıyoruz. İnsanların yüzlerinin unutulduğu, kendi yüzümüzü unuttuğumuz ve değerlerin çok kolayca harcanabildiği bir dünyada…
Böyle bir dünyada insanın yüzünü görmek nasıl mümkündür? Gönül gözüyle görmek ne demektir? Hukuk, insanları görünmez kılmaktadır. Kişileri/yüzleri görünmez kılarak kendisi adaletsizliğe yol açan bir kurumun, adaletsizlikleri görmesi mümkün müdür? Mümkünse, hukukta adaletsizlik nasıl ortaya konur? Hâkimin, kendi yüzünü unutmadan, karşısındakilerin yüzünü görmesi nasıl mümkündür? 

Nietzsche Ağladığında (Irvin D Yalom)  Nietzsche Ağladığında (Irvin D Yalom)

Nietzsche Ağladığında Irvin D. Yalom tarafından yazılmış, ümitsizliği konu alan bir düşünsel romandır.

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere… 

Suçlar ve cezalar hak.  Suçlar ve Cezalar (Beccaria)

Suçlar ve Cezalar Hakkında kitabıyla ceza hukuku alanında bir çığır açan Beccaria şöyle diyor: “Bir cezanın, bir ya da birden çok kişi tarafından bir yurttaşa karşı uygulanan kaba bir güç, şiddet olmaması ve sayılmaması için, her şeyden önce kesinlikle herkese açık, çabuk, kaçınılmaz, belli koşullarda olabilir yaptırımların en ılımlısı ve en azı, suçların ağırlığıyla orantılı ve yasalar tarafından belirlenmiş bulunması zorunludur.”

Jüri (John Grisham)  Jüri (John Grisham)

Amerika’da bir hukuk bürosu, akciğer kanserinden ölmüş bir adamın yakınları adına, bir sigara şirketine yüklü bir tazminat davası açar. Ancak yüzlerce milyon doların söz konusu olduğu bu davada garip olaylar baş göstermekte gecikmez. Davayı izleyenlerin kafasında türlü sorular belirmiştir: Jüri üyelerinin üstünde baskı kuran birileri mi vardır? Eğer öyleyse bunlar kimdir? Ve amaçları nedir?

Küçük Avukat (John Grisham)  Küçük Avukat (John Grisham)

Theodore Boone, 13 yaşındadır ve tek hayali avukatlık mesleğidir.
Küçük Avukat’ın şimdiden birçok müvekkili vardır. Sınıf arkadaşlarının başı derde giren ailelerine yardımcı olur. Ama Theo’nun henüz avukatlık diploması olmadığından, bu hizmetlerin karşılığında elbette bir ücret söz konusu değildir.
Hayat böylece sürüp giderken birden Theo kendini bir cinayet davasının tam ortasında buluverir. Ya katil kusursuz bir cinayetten paçayı sıyıracak ya da Theo araya girip yürürlükteki hukuk sistemine meydan okuyacaktır.

Sanık (John Grisham)  Sanık (John Grisham)

Cevval avukatımız Theodore Boone, bu sefer sanık durumuna düşerken avukat dayısı Ike’ın yardımlarıyla kendi kendisinin hem avukatı hem dedektifi oluyor.
Kasaba, karısını öldürmekten yargılanan Pete Duffy’nin ansızın sırra kadem basması olayıyla çalkalanırken Theo’nun başına neler gelmiş olabilir? Bisikletinin lastiğini söndürenler, camına taş atanlar, okuldaki dolabını soyup çalıntı bilgisayarları oraya yerleştirenler, hırsız olduğunu tüm kasabaya internet marifetiyle duyuranlar ve daha neler.
Sevimli avukatımız Theodore Boone, bütün bu soruları tek tek yanıtlayacaktır kuşkusuz. Üstelik karıncaya bile zarar vermeden ve gönüllü avukatlık mesleğini aksatmadan.

Son Jüri Üyesi (John Grisham)  Son Jüri Üyesi (John Grisham)

1970’lerde Mississippi’nin küçük bir kasabasında genç bir anne çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğrayıp öldürülür. Sanık Danny Padgitt, büyük bir izleyici kitlesi önünde yargılanır. Dava sonunda Padgitt, tüm jüri üyelerini intikam almakla tehdit etmesine karşın suçlu bulunur ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılır.
Ancak 1970 yılında ömür boyu hapis cezası her zaman ömür boyu çekilmemektedir ve Padgitt dokuz yıl mahkumiyet sürecinden sonra şartlı tahliyeyle serbest kalır. İntikam alma zamanı gelmiştir.

Muhbir (John Grisham)  Muhbir (John Grisham)

Lacy Stoltz Florida Yargı Teftiş Kurulu müfettişidir. Görevi yargı disiplinsizlikleri konusundaki şikâyetleri incelemektir. Dokuz yıllık görev süresi içinde daha çok yetersizlik ve beceriksizlikten kaynaklanan sorunlarla uğraşmıştır. Ta ki kendine ait bir teknede yaşayan ve adının Greg Myers olduğunu söyleyen bir zamanlar yolsuzluktan hüküm giymiş bir avukatla tanışana kadar…

Avukat Myers kirli işlere karışmış bir yargıcı ihbar etmek isteyen muhbiri temsil etmektedir. Yargıç bir organize suç örgütüne yardım ederek yasa dışı yollarla büyük servet sahibi olmuş paravan şirketler yoluyla dünyanın her yerinde mülk edinmiştir. Çevirdiği bu dolaplardan ise kimsenin haberi olmamıştır. Ta ki Myers Müfettiş Lacy Stoltz’un kapısını çalana dek!
Florida eyalet yasaları kaçak edinilmiş servetleri ihbar edene söz konusu varlıklar üzerinden büyük ödül verilmesini öngörmektedir. Bu durumda Myers’i ve müvekkili olan “muhbir”i milyonlarca dolarlık bir pay beklemektedir.
Müfettiş Lacy karar vermek zorundadır; “muhbir”e kulak verip soruşturmaya girişecek midir? Genç kadın gözünü kan bürümüş gangsterlerle çalışan Amerikan tarihinin gelmiş geçmiş bu en düzenbaz yargıcının peşine düşebilecek midir?

Beş Cinayetin Anatomisi (Namık Kemal Behramoğlu)  Beş Cinayetin Anatomisi (Namık Kemal Behramoğlu)

Yazar, mesleğe başladığı günden, hatta hukuk fakültesine başladığı günden itibaren, cinayet suçları ile yakından ilgilendiğini ifade etmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden bir ikisine  değinmiştir. Bu kitabı kaleme alması, Türkiye’de uygulanan hukuk sistemindeki çarpıklığı, cezaevlerindeki keyfiliği, tahkikatları yürüten kişilerin eğitim yetersizliklerini, yargısız infaz yapın bir kısım medyanın sorumsuz pervasız tavrını, bu laçkalık içinde cinayet suçlarının bir kısmına ölüm cezası verilmesi ve bu ceza verildikten sonra hata halinde telafisinin mümkün olmayışını gözler önüne sermek amacıyladır.

Suç-1 ve Suç-2 (Ferdinand von Schirach)  Suç-1 ve Suç-2 (Ferdinand von Schirach)

Bir köpek bir anahtar yutuyor ve ardından kanlı bir mafya hesaplaşması geliyor…
Bir lise öğrencisi İlluminati adına neredeyse ölümüne işkence görüyor…
Bir kasaba bandosunda çalan dokuz mazbut adam bir genç kızın hayatını karartıyor ama hiçbir ceza almıyor…
Bir adamın çantasından 18 cinayetin fotoğrafı çıkıyor karakolu elini kolunu sallayarak terk ediyor…

Ferdinand von Schirach ceza davalarını etkileyici hikâyelere dönüştürüyor; kendine özgü sade diliyle çarpıcı bir yoğunluğa ulaşıyor.

Deliliğe Övgü (Erasmus)  Deliliğe Övgü (Erasmus)

Erasmus 1536 yılında Basel kentinde hayata veda ettiğinde, arkasında bıraktığı yığınla eser arasında Deliliğe Övgü kendisine sonsuzluk bahşeden en önemli eseri olmuştur. Çünkü bu eser ölümünden sonra Fransızca, Almanca, İtalyanca başta olmak üzere pek çok dile çevrilmiş, zaman zaman Erasmus’un yaptığı şakaları kaldıramayan bazı ilahiyatçılar yasaklatsa da Deliliğe Övgü yüzyıllar boyunca halk tarafından çok okunmuş ve sevilmiştir.

Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler  Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler (Camus/koestler)

Toplama kampının, hapishaneden farklı olması kadar, idam cezası da hayattan yoksun kılınmaktan farklıdır. Kuşkusuz, işlenen cinayeti aritmetik olarak ödeten başka bir cinayettir. Ama ölüme, ölümden de beter manevi acılar doğuran bir örgüt, ve gelecek ölünün de bildiği kurallar ile önceden tasarlama eklemektedir. Demek ki, öldürme ile idam arasında tam bir eşdeğerlilik yoktur. Birçok yasa önceden tasarlanan suçu, salt öfkeyle işlenen suçtan çok daha ağır hükümlere bağlamıştır. Peki ama idam cezası, hiç bir suçlunun en müthiş cinayetinin bile kabına erişemediği önceden tasarlanan suçların en başında geleni değilse nedir? Bu iki ölüm arasında bir eşdeğerlilik olması için idam cezasının, kurbanını müthiş bir ölümle ortadan kaldıracağını önceden bildirmiş ve o andan sonra onu aylarca işkence altında tutmuş bulunan bir caniyi cezalandırması gerekirdi. Böylesine müthiş bir caniye kişiler arasında raslanmamaktadır.

Yalnızlar (E. Bener)  Yalnızlar (E. Bener)

2007’de kaybettiğimiz Erhan Bener’in “Yalnızlar” romanı bir distopya. Erhan Bener, mekân değiştirerek daha küçük ortamlarda yaşamaya çalışan kent aydının bunalımlarını, varoluş sancılarını kendine has, arınmış dili ve özgün üslubuyla yansıtmış.

Medeniyetler Çatışması (S. Huntington)  Medeniyetler Çatışması (S. Huntington)

Medeniyetler Çatışması, Samuel Huntington tarafından işlenen, Soğuk Savaş sonrasına tekabül eden 1990’lı yıllardan itibaren uluslararası ittifak ya da ihtilaflarda belirleyici olan unsurun politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olmaya başladığını ve 21. yüzyılda da bu trendin devam edeceğini ifade eden bir tezdir.

Huntington bu tezini ilk olarak 1993 yılında Foreign Affairs adlı akademik dergide yayınlanan bir makalesinde ele almış, ardından da 1996 yılında çalışmasını genişleterek kitaplaştırmıştır.

İkili Sarmal  İkili Sarmal (J. Watson)

İkili Sarmal: DNA Yapı Çözümünün Öyküsü, James D. Watson’ın 1968 tarihli kitabıdır.

Yazar, DNA’nın ikili sarmal yapısını ve kendilerini bu buluşa taşıyan olayları, oldukça yalın bir dille okurlarına aktarmaktadır.

venedik taciri  Venedik Taciri (William Shakespeare)

Venedik Taciri, özellikle gerilim öğesi açısından Rönesans İngiltere tiyatro geleneğine ışık tutabilecek bir ‘ders kitabı’. Oyunda çeşitli tür ve nitelikte ‘merak’ unsuru, karşıtlık, çatışma, çelişki, ikilem var: Dünyanın her yanından talipler Portia’yı istemeye geliyor ve biri hariç hepsi eli boş dönüyor: Umdukları ile buldukları uyuşmuyor. Her birinden, altın, gümüş, ve kurşun sandıklarından birini seçmesi, bir anlamda kendini açığa vurması ve ‘dünya görüşünü’ belirtmesi isteniyor. Hem seçim yapıyorlar, hem kendilerini sınıyorlar. Kesintisiz, ama masalsı, ‘romans’ ve komedi havalı gerilim egemen bu bölümde. Portia’nın taliplerinden biri de Bassanio: Venedikli, yakışıklı, bilgili ve eğitimli, yürekli bir genç.

İdeoloji  İdeoloji (Ş. Mardin)

Şerif Mardin’in İdeoloji’si ülkemizde alanında yayımlanmış ilk kitaptır. Mardin bu çalışmasında, ideoloji üzerine yapılagelen “iyi ve kötü” değerlendirmelerin dışına çıkıyor. İdeolojik düşüncenin özelliklerini, ideolojik düşünceyi oluşturan etkenleri, bu düşünce tarzının yapısal özelliklerini, kavramın tarihi gelişim süreci içinde tartışıyor. Şerif Mardin’in incelemesi, “ideoloji ve bilim felsefesi”, “ideoloji ve sosyal değişme” ve “simgelerin dağıtımı ve bilginin üretilmesi” başlıklarında meydana geliyor.

insanı tanıma sanatı  İnsanı Tanıma Sanatı (Adler)

Adler’in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlamlılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler’in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca amacı, toplum içindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları bireylerin yanlış davranışlarından yola çıkarak anlamak, söz konusu yanlışları gözler önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uymalarını sağlamaya çalışmak.

cinsiyet ve psikanaliz  Cinsiyet ve Psikanaliz (Freud)

Sigmund Freud, Psikanaliz Üzerine adlı bu çalışmasında bilinçaltı çatışmalarının psikodinamik yapısını ve doğasını inceler. Ona göre psikanalizin amacı, bireyin tinsel yaşamı içinde bilinçdışının su yüzeyine çıkmasına ortam hazırlamaktır. Bu yeni anlayış, hem bilinçaltının ortaya çıkarılmasına yönelik bir teknik, yani bir ruh tedavi usulü hem de genel bir psikolojik kuramdır. Psikanaliz Üzerine, Freudçu analiz konusunda bilinmesi gereken temel ve özlü bilgiler içermesi bakımından vazgeçilmez değerde bir anahtar kitap olma özelliğini taşımaktadır.

Totem ve Tabu (Freud)  Totem ve Tabu (Freud)

Freud’a göre ilkel insan bizim çağdaşımız sayılır. Tarih öncesi çağlardaki insanların geçirdiği evreler, gündelik yaşamlar, sanatları, oluşturdukları söylenceler ve mitlerde gelişim sürecimizin önceki basamakları hakkında ciddi izlere rastlar, onlarda kendimize benzerlikler buluruz. Bugün bazı topluluklarda izlerine rastlansa da Freud’un deyimiyle dinsel-sosyal bir kurum olan totemizmin etkilerinin azalmasına karşılık, tabu konusu farklı biçimlere bürünerek de olsa azımsanmayacak derecede yakınımızda durur. Freud’un eserini kaleme alırken belirttiği gibi Totem ve Tabu, bu alanda ele alınan ilk ciddi çalışma olmasının yanı sıra, psikanalizin bakışı açısı ve bulgulamalarıyla toplum psikolojisinin kemikleşmiş sorunlarına yönelik bir çözümleme denemesi; etnologlar, filologlar, folklorcular ve psikanalistler için kendi ilgi alanlarıyla bağlantı kurabilecekleri bir köprü inşasıdır. 

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens (Yuval Harari)  Hayvanlardan Tanrılara Sapiens (Yuval Harari)

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, antik insan türlerinin taş devrinden yirmi birinci yüzyıla kadar olan evrimini konu alır.Kitabın ana fikri Homo Sapiens’in işbirliği yapabilme yeteneğiyle dünyayı domine etmesidir.Bunun yanında,Harari tarih öncesi Sapienslerin, Neandertaller gibi diğer insan türlerine karşı soykırım yaptığını ve onları yeryüzünden sildiğini iddia eder.Kitap ayrıca Homo Sapiens’in kendine özgü,  tanrılar,milletler,para ve insan hakları gibi hayali şeylere inanma kabiliyeti sebebiyle kitleler halinde hareket edebildiğini savunur.Yazar dinlerin,politik yapıların,ticaret ağlarının ve hukukun hayal ürünü olduğunu savunur.

Homo Deus  Homo Deus (Yuval Harari)

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens kitabıyla insan türünün dünyaya nasıl egemen olduğunu anlatan Harari, Homo Deus’ta çarpıcı öngörüleriyle yarınımızı ele almıştır. İnsanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu bilim, tarih ve felsefe ışığında incelediği bu çalışmasında, insanın bambaşka bir türe, Homo deus’a evrildiği bir gelecek kurgulamıştır. 

devlet-platon  Devlet (Platon)

Devlet, Sokrates’in sağlıklı ve mutlu bir toplum hayatı için düşündüğü devlet modelini anlatır. Günümüzdeki devlet felsefesi üzerinde temel kaynaklardan biri olması açısından önemlidir. Aynı zamanda mutluluk felsefesi üzerine yazılmış bir metindir.

diyaloglar - platon  Diyaloglar (Platon)

Sokrates’in öğrencisinden hayatın felsefesi…

Öğretmeni Sokrates’e olan bağlılığı, yapıtlarında ve felsefesinde kendisini güçlü bir biçimde duyuran Platon, aynı zamanda bir “sorunsal düşünürü”dür. Felsefesini tüm yaşamı boyunca sürekli olarak düzelterek olgunlaştırmış ve bu özelliğiyle geliştirilmeye açık bırakmıştır. Diyaloglar, Platon’un Sokratesçi döneminden temel metinleri bir araya getiriyor.

Politika (Aristoteles)  Politika (Aristoteles)

Aristoteles’in tarihsel açıdan en önemli eseri olan “Politika”, Yunanistan’daki kent devletlerinin anayasalarının açıklandığı bir kaynaktır.

Aristoteles bu amaçla ilk olarak tüm kentlerin anayasalarını bir araya toplamıştır.

Leviathan (Hobbes)  Leviathan (Hobbes)

Hobbes’un başyapıtı kabul edilen Leviathan, özellikle, bir “din ve dünya devleti”nin oluşturulmasında bireyler arası toplumsal sözleşmeye verdiği önem ve ahlak kurallarını tamamen laik ve doğal bir temele oturtuşuyla dikkat çeker. Hobbes, 1651’de yayımladığı bu kitabında, “Tanrı’nın buyrukları” olan doğa yasalarından yola çıkarak, ideal devletin oluşturulması yollarını gösterir; ayrıca hem dinsel, hem de toplumsal-eğitimsel gerekçelerle çağının üniversite sistemine eleştiriler yönetir.

Kanunların Ruhu (Montesquieu)  Kanunların Ruhu (Montesquieu)

Tarihçilerin Fransız ihtilalini hazırlayanlar arasında çok önemli bir rol oynadığını iddia ettikleri Montesquieu’nün, Kanunların Ruhu Üzerine adlı eserini okurken, bu soruların da cevaplarını arayacak ve yazarın durmadan kişilerin eşitliğinden söz ettiğini, hürriyetin insanların en doğal haklarından biri olduğunu, kanun karşısında bütün insanların eşit sayılması gerektiğini ve toplumların ancak bu anlayış sayesinde mutluluğa ulaşabileceklerini ileri sürdüğünü göreceksiniz.

toplum sözleşmesi  Toplum Sözleşmesi (J. J. Rousseau)

İlk kez 1762’de yayınlanan Toplum Sözleşmesi, siyasal tüze ve devlet öğretileri kuramcıları galerisinde Rousseau’yu hiç sarsılamayacak bir yere oturttu. Toplum Sözleşmesi, dünyada en çok alıntı ve gönderme yapılan yapıtlardan biridir. Rousseau, ayrıca toplumcu düşüncenin yolunu da ilk açanlar arasında yer alır. Kötülükleri, Eşitsizliğin Kaynağı, Toplum Sözleşmesi, siyasal ve toplumsal konuları işlemesine karşın, Rousseau’nun kendine özgü anlatım biçimi sayesinde keyifle okunan, kolay anlaşılan, okuyucusuna her zaman için verecek çok şeyi olan bir yapıt.

Düşünce Tarihi (O. Hançerlioğlu)  Düşünce Tarihi (O. Hançerlioğlu)

Bu yapıt ilk yayımlandığında (1963) Afet Muhteremoğlu, Oğuz Kazım Atok gibi değerli yazarlarca Yılın Kitabı olarak nitelenmişti.
Değerli sanatçı Suat Taşer de 29 Ocak 1982 tarihli Milliyet gazetesinde şöyle yazdı: “Düşünce Tarihi adlı o güzelim kitabının Yeni Baskıdan Önce başlıklı notunda; emeğine, çalışkanlığına, verdiği yaptların yetkinliğine ve olgunluğuna hayranlık duyduğum Orhan Hançerlioğlu, “Öğrenmek benim mutluluğumdur” der. Aydın olanla olmayanı, bu sözün terazinde tartabiliriz.”

mantık ve diyalektik  Mantık ve Diyalektik (A. Çubukçu)

Bu kitap, mantığın ilerleyişini, evrenin bağıntılı bir bütün olduğuna ilişkin tasarımların ve düşüncelerin çok eski zamanlardan gelen büyük sarmalı üzerinde özetliyor. İnsanın bütün tarihsel eylemi, eninde sonunda bir bağıntıyı koparmak ve bir yenisini yaratmak olarak yalınlaştırılabilir; ama kendi eylemiyle gittikçe daha bağıntılı ve bütünsel kıldığı bu dünya, ona, önceden ve dışarıdan bu haliyle verilmiş gibi görünür. Yabancılaşmanın en yüksek biçimi, metafizik, buradan doğar. Bu yüzden bu kitap ‘tepe üstü’ duran ‘soyut evrensel düşünce’deki ya da insan ve tarih dışı ‘maddi dünya’daki diyalektiği değil, tarih ve toplum içindeki insanın ilişkilerinde ‘ayakları üzerine dikilmiş’ bir diyalektiği anlamaya çalışıyor.

Mitologya (E. Hamilton)  Mitologya (E. Hamilton)

İnsan yapısı tanrıların, yarı tanrıların kişilikleri, serüvenleri, birtakım efsaneler içinde, kuşaktan kuşağa, ta çağımıza kadar gelmiştir. İşte bu bilgilerin tümüne bugün mitologya diyoruz. 

Her aydın kişi, bugün o mitologyalar hakkında geniş bir bilgi sahibi olmak zorundadır.

Rastlantı ve Zorunluluk (J. Monod)  Rastlantı ve Zorunluluk (J. Monod)

Nesnel bilginin neden hâlâ özgün gerçekliğin tek bilgi kaynağı olarak görünmediğini sorgulayan Monod, bilim düşmanlığını modern toplumların ruh hastalığı olarak tanımlar. Monod’ya göre, ilk insanlardan bu yana binlerce yıldır animist düşünceler hâkimdir.
Monod’nun kitabındaki eleştiriler güncelliğini korumaktadır. Modern toplumlar bilimin keşfettiği zenginlikleri ve güçleri çoktan kabul ettiler; fakat bilimin en derin mesajını dinlemediler: ‘Bilime borçlu olduğu tüm zenginliklerin keyfini sürerken, toplumlarımız bilim tarafından bütünüyle çürütülmüş değer sistemlerini yaşamaya ve öğretmeye devam etmektedir.’ Modern toplumlardaki bu ikiyüzlülüğe dikkat çeker Monod. Bir yandan bilimin sağladığı bütün olanakları kullanırken, öte yandan bilimden çıkan mantıksal sonucu, maddenin kendiliğinden rastlantısal macerasının getirdiği sonucu, özetle bu evrenin bizim için tasarlanmadığı sonucunu kabul etmek istemiyor insanlar. Bilimin bu soğuk katılığı onları rahatsız ediyor. İnsanlar ‘inanmak’ istiyorlar, hayatlarının bir anlamı olması gereğine olan inanç insanları rahatlatıyor.

Sıdartha (H. Hesse)  Sıdartha (H. Hesse)

Siddhartha, Hermann Hesse’nin, Siddhartha Gautama’nı hayatını konu aldığı, Budizm felsefesinin içrek yönlerini işleyen, yazarın en ünlü eserleridir.

Berlin’deki S. Fischer Verlag isimli yayınevi tarafından 1922 yılında ilk defa yayımlanmıştır.

Damien (H. Hesse)  Damien (H. Hesse)

On yaşındaki Latince öğrencisi Emil Sinclair, güvenceli aile ortamının dışında sert ve acımasız bir dünya olduğunu erken fark eder. Kendini bulma yolundaki delikanlı, din ve ahlak gibi artık inanamadığı kalıparla birlikte baba evinden de kopar. Küçük yalanlar ve hırsızlıklarla beslenen yaşamında, sağlam çocuk dünyasının çöktüğünü görür. Onu bu acılardan kurtaracak olan kişi, okula yeni gelen bir başka öğrenci: Max Demian’dır. Demian, Sinclair’in yaşamını yönlendiren, etkileyen başkisi olur. Tanıştığı ve tanıdığı insanlar, Sinclair’in kendini ve benliğini bulma yolunda birer kilometre taşıdır. Hermann Hesse’nin öteki romanlarından ayrılan bir yanı var Demian’ın: Bir gençlik ve öğrencilik romanı olan Demian, yazarın o dönemdeki korkularını ve sorunlarını tümüyle yansıtıyor. Hesse’nin meslek sorunlarının yanına kişisel sorunları da katılıyor: Babasının ölümü, en küçük oğlu Martin’in tehlikeli bir hastalığa yakalanması ve karısının, onu hastanelerde tedavi görmeye zorlayan ve gitgide ciddileşen ruhsal bozukluğu. Hesse’nin acılarla yoğrulan bu dönemi hayatında büyük değişimlere yol açtı. Ruhsal çöküntüsüyle, ancak doktor yardımıyla baş edebildi. Bu sorunlu dönemin meyvesi ise Demian oldu. Birkaç ay içinde bitirdiği romanını Emil Sinclair adı altında yayınevine yolladı, ancak İsviçreli bu genç, ama hasta yazarı desteklediğini söyledi. Gerçek kimliğini kitabın daha sonraki baskılarında açıkladı.

Demokrasinin Cinsiyeti (A. Phillips)  Demokrasinin Cinsiyeti (A. Phillips)

Liberal olsun, cumhuriyetçi olsun, bu yüzyıla damgasını vuran demokrasi anlayışlarının temeli erkektir. Cinsiyetten arınmış gibi sunulan “insan” ve “birey” kavramları kuramda da, pratikte de erkeğe işaret eder. Feminizm bu aldatmacaya meydan okudu; politikanın alanı sayılan kamusal alanla, politika dışı tutulan özel alan arasındaki sınırları sorguladı. “Özel olan politiktir” savıyla, en azından kuramsal düzeyde demokrasinin alanının genişlemesine çok önemli bir katkıda bulundu.

Ama pratikte nereye varıldı? Demokrasi, toplumsal cinsiyet olarak kadınları da içerecek şekilde dönüştürülebilir mi? Anne Phillips, farklı demokrasi anlayışları ve alternatif politikaların kadınları nasıl konumladığını sergiliyor. Biçimsel eşitlik ile toplumsal eşitlik, temsil ile doğrudan katılım kavramları arasındaki gerilimi tartışıyor. “Heterojenliği ve farklılığı tanıyabilen, ama her birimizi yalnızca bir yönle tanımlayan bir özcülüğe teslim olmayan, yeni bir politik dil bulmak zorundayız,” diyor.

  Irk Kavramını Kim İcat Etti (R. Bernasconi)

Popüler bilinçte ırkçılık, genellikle ırkçı eylemleri hatırlatır ve düşünceyle felsefeyle ilişkilendirilmez. Her ne kadar “ırk”ın bir kavram olarak kullanılmaya başlamasından önce de bu tür tarihsel pratikler vardıysa da, insanlar arasındaki farklılıkların deneyimlenmesinden ırkçı bir zihniyetin doğuşu, Batılı düşüncelerce bu kavrama bilimsel bir statü verilmesiyle mümkün olmuştur.

Kavgam (Adolf Hitler)  Kavgam (Adolf Hitler)

Yirminci yüzyıl siyasal tarihi açısından önemli bir yapıt olan bu eserde Hitler, “nasyonal sosyalizm” adını verdiği dünya görüşünün açıklamasını yapar ve amaçlarını bildirir. Hitler’in siyasal ve ekonomik tezlerinin yer aldığı, kapitalizmin ve Marksizmin eleştirildiği bu kitap, aynı zamanda bir otobiyografi olması nedeniyle de çok önemlidir. Kapitalizme ve Marksizme karşı yeni bir politik sistemin önerisi sunulmaktadır; bu bakımdan Kavgam’da Hitler’in kendi politik kuramları yazılı haldedir. Hitler parlamenter demokrasinin eleştirisini yapmış, milliyetçiliğin karşıtı olan enternasyonalizmi dönemin sosyopolitik koşulları altında kötülemiş, İdealleri üzerine kurulu “Büyük Almanya” hedefini açıkça dile getirmiştir. “Ben dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim, onların güçsüzlüklerini kullanmak için geldim. “

Nutuk (M. K. Atatürk)  Nutuk (M. K. Atatürk)

“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medenî insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranışa lâyık görülemez.

Yabancı bir devletin koruyup kollayacağını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de, bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk’ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!..

Kurtuluş savaşının öyküsü.

Listede yer almayan kitap önerilerinde bulunmak için yorum alanını kullanınız.

Daha Fazla Göster

İlgili Makeleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dikkatinizi Çekebilir!

Close
Close
Close